HOLLNDA’DA TÜRK EDEBİYATI
Anafilya : Yıl 2002 : Aralık Dergisi – Sayı:18 : sayfa:4
Hollanda\’da Türk Edebiyatı
Kutlay YAĞMUR
——————————————————————————–
[OpicC:0276] Hollanda’daki Türk toplumunu ilgilendiren bir konferansın ardından
Tilburg Üniversitesi dilbilim bölümü, daha yaygın adıyla Babylon – Çok dillilik araştırma merkezi, yıllardır Hollanda’daki azınlık dilleri üzerine araştırma yapıyor. Batı Avrupa’da Türkçe üzerine en çok araştırma yapan kurum burasıdır. Çocukların iki dilli gelişiminden kuramsal dilbilim konularına kadar geniş bir yelpazede doktora ve yüksek lisans tezleri yazılmıştır. 1996 yılında kurulan “Batı Avrupa’da Türkçe çalışmaları” akademik programı ile de Türkçe’nin ikinci dil ortamında kullanımı ve ilgili konulardaki araştırma programları ile de çok önemli bir adım daha atılmış oldu. Geleneksel Türkoloji’nin çalışma ve araştırma yöntemlerinden ziyade çağdaş dilbilim araştırma yöntemlerine dayalı bu akademik programa öğrenci bulmak aslında çok zor. Başvuran birçok Türkiye kökenli öğrencinin ön eğitimleri bu programda öğrenci olmaya yeterli olmadığından, öğrenci sayımız istenilen düzeye ulaşmadı. Hollandalı öğrencilerden ise çok idealist ve gerçek anlamda hevesli az sayıda öğrenci dışında öğrencimiz olmadı. Öğrenci sayısındaki yetersizlikten dolayı üç yıl içerisinde Türkçe bölümü kapandı ancak Türkçe ciddi bir araştırma alanı olarak dilbilim bölümünde yine ön sıralarda. Batı Avrupa’da Türkçe’nin çok önemli işlevini bilen bilim çevreleri bu bölümde Türkçe’nin önemli bir araştırma alanı olması için her türlü desteği sağlamaktadırlar.
Her zaman olduğu gibi Türkçe’nin değerini bilmeyen, Türklüğün ne anlama geldiğini bilmeyenler yine bizlerin arasından çıkmaktadır. Göç ortamı asker ocağına benziyor. Yetmiş iki buçuk milletten insanın Türk olarak anıldığı bu yapay ortamda, kimin ne tür güdülerle hareket ettiğini saptayabilmek çok zor. İkinci dil ve kültür ortamının doğal zorlukları sıradan insanları fazlasıyla şaşırtabiliyor. Bu şaşkınlık ve şaşırmışlar, çok puslu ve sisli bir ortam yaratıyor. Doğal ortamlarda yaratılan dengeler yerini yapay ortamlarda oluşan dengesiz ilişkilere ve kişiliklere bırakıyor. Hollandaca ve Türkçe´yi iyi kötü bilen lise mezunu bireyler “eğitim uzmanı” oluyor; çocuklarımızın anadili eğitimini üstleniyor. “Yazın” sözcüğünün ‘edebiyat’ anlamına geldiğini bilmeyen muhteremler dernek kuruyor, edebî faaliyetlerde bulunduğunu sanıyor. Hollandalı edebiyat çevreleri de bu tür şahıslar üzerinden Türklerle kafa buluyor. Sanırım bu kadar yakınma ve sızlanmadan sonra asıl konumuza gelmekte fayda var.
Türkler için Danışma Kurulu olarak bilinen ve Hollanda hükümeti´nin danışmanlık hizmetini yürüten IOT (Inspraakorgan Turken) adlı kurum üniversitemizin Bilim Dükkanı’ndan (Wetenschapswinkel) Türk göçmenlerle ilgili birkaç araştırma yapmasını istedi. Hollanda’da, bilim öncelikli olarak toplumun hizmetinde olduğu için, bu tür araştırmalar çok ciddi olarak ele alınmaktadır. Araştırmalar yüksek lisans tezi olarak yazılmakta ve ortaya çıkan sonuçlar hem master tezi olarak hem de farklı basın yayın organlarında kamuoyuna sunulmaktadır. Bu kapsamda “Hollanda’da Türk edebiyatı” ve “Türk ailelerin çocuklarının eğitimine katkıları” konulu iki araştırmanın danışmanlığını yaptım. Özellikle Hollanda’daki Türk edebiyatı konusunda çok ciddi ve nitelikli bir tez ortaya çıktığını memnuniyetle belirtmek istiyorum. Araştırmanın kapsamı ve bulguları başlı başına ele alınması gereken çok ciddi bulgular içeriyor. “Göçmen edebiyatı” safsatasının neden ve nasıl ortaya çıktığına dair çok önemli bulgular var. Öğrencilerimizden Elma Kolhoff çok kapsamlı bir çalışma ile Hollanda’daki Türk edebiyatının haritasını çıkarmış bulunuyor.
Türk gençlerinin Hollanda toplumuna uyumuyla ilgili olarak sosyal bilimler fakültesince yapılan bir araştırma ile birlikte Hollanda’daki Türk edebiyatı konulu bir günlük bir kongre düzenlenmek istendi. Edebiyat araştırmasına söz konusu olan üç Türk yazarın eserlerinden yola çıkarak bu yazarların araştırmacı ile bir araya geldiği bir tartışmanın yapılmasını tez danışmanı olarak çok istedim. İlk mezunlarımızdan olan Elma Kolhoff yüksek lisans tezinde bu üç yazarı özellikle belli ölçütler doğrultusunda seçmişti, dolayısıyla bu üç yazarın bu toplantıda yer alması çok önemliydi. Değişik nedenlerden dolayı bu organizasyonun ikinci bölümünde yer almadım, dolayısıyla tezde söz konusu olan üç yazardan sadece Sadık Yemni 8 Kasım’da yapılan bu toplantıya davet edilmiş. Hollanda’da Türk Edebiyatı adına ise isimlerini hiç duymadığım genç arkadaşlar çağrılmışlar. Bu genç arkadaşlar edebiyat alanında faaliyet gösteren vakıfların temsilcileri olduğu için Hollanda’da Türkçe yazını desteklemek üzere çok önemli bir katkı sağlayabilirlerdi. Bu umutlarla konferans gününü bekledik.
Konferansın “entegrasyon-bütünleşme” ile ilgili sabah bölümünde ortaya çıkacak tartışmalar aşağı yukarı belli idi. Hakim toplum ve temsilcileri kendi açılarından, Türk toplumu da kendi açısından konuya eğilecekti. Türk toplumu derken aydınlanmış, öz kimliğinin bilincinde olan bireylerle varlığının değersizliğine inanan ve dolayısıyla yaranma siyasetinden başka yol bilmeyenleri ayırt etmek gerekiyor. Değerli eğitim bilimci Doç. Dr. Metin Alkan ve genç aydın Yıldız Akgül sayesinde sabahki “entegrasyon” tartışması çok olumlu geçti. Öğleden sonraki bölüm edebiyatla ilgili idi. Bu bölümde de Sadık Yemni’nin donanımı ve birikimi sayesinde iki saatin katli önlenmiş oldu. Elma Kolhoff kuramsal çerçevesini alçak gönüllü bir şekilde sundu, ancak ortaya konan görüş ve saptamaların bir çok kafaya teğet geçtiğine üzülerek tanık oldum. Elma, akademik terbiyesi elvermediği için bazı bulgularını üstü örtülü olarak sundu. İstedi ki verilen dolaylı mesajlar dinleyiciler tarafından anlaşılsın. Ancak bu mesajların değer ve niteliğinden ziyade tezde hangi yazarların yer alıp almadığı, sığ derinlikleri meşgul ediyordu.
“Göçmen edebiyatı” kavramı asıl tartışılmasını istediğimiz konu idi. Ancak Sadık Yemni dışında bu konunun anlamını pek kavrayan da yoktu; “yazar” olarak adlandırılmak ve bir üniversitede vitrine çıkabilmenin verdiği heyecan her şeyin ötesinde idi. Edebiyatın tanımını bir yana bırakalım, dil kullanımı kavramından habersiz olan, çok cılız bir tartışma ortamı yaşandı. Havanda su dövüldüğüne tanık olan birkaç kişi ise bu sığlıkta boğulmamak için sözcüklerini kendilerine sakladılar. Sadık Yemni zeki ve özlü açıklamalarıyla öğleden sonraki programın heder olmasını engelledi. Okunan birkaç şiir de güne renk kattı. En azından Hollandalı dinleyiciler Türkçe’nin ses uyumuyla bezenmiş şiirlerden bir nebze olsun tatmış oldular. Vicdan Yıldırım’ın Hollandaca yazıp, Türkçe okumayı tercih etmesi beni hâlâ ciddi olarak düşündürüyor. Aklıma “insanlara bir başka dilde düşünmeyi öğretebilirsiniz ama bir başka dilde hissetmeyi öğretemezsiniz” sözü geliyor. Sanırım Vicdan Yıldırım bu ikilemin tipik bir örneği idi. Duygularına Türkçe okumak daha çok hitap ediyor ama yazarken Hollandaca yazıyor. İkinci dil ortamında Türkçe becerilerinin gelişememesi bu durumun açıklaması olsa gerek. Vicdan gibi gençlerimiz Türkçe yazabileceklerine inanırlarsa veya Hollandaca yazarlarsa Almanya’daki gibi zengin Avrupalı Türk yazarlar kervanına katılabilirler. Diğer taraftan edebiyatın evrensel bir sanat olduğunu bilmeyenlere Sadık Yemni Hollanda’daki edebî kariyerinin intiharı “zelfmoord van zijn oranje carrière” betimlemesiyle eksik kalan her şeyi anlatmış oldu. En kısa zamanda biz bize bir toplantıyla, özellikle genç Türklerin nitelikli yazar(lar)ımızla buluşması gerekiyor. Bunun öncülüğünü TANNET (Türk Akademisyenler Birliği) gibi ödenek (subsidie) avcılığıyla ilgisi olmayan nitelikli bir Vakıf veya Türkiyeli Öğrenciler Derneği yapabilir. Bu buluşma gerçekleştikten sonra Hollanda’daki Türk Edebiyatı ile ilgili daha kapsamlı bilgi aktarmamız mümkün olacak.
Sonuç olarak büyük umutlarla beklediğimiz konferans hem katılımcı sayısıyla, hem de ikinci bölümdeki tartışmaların cılızlığı ile beklentimizi fazla karşılayamadı. Kolhoff’un tez savunmasında sorduğum soruyu bir kez de burada yineleyeyim: Hem Almanya’da, hem de Hollanda’da Türkler en büyük göçmen grubu oluşturuyor. İki ülkedeki Türk göçmenlerin sosyal kökenleri ve geldikleri yöreler neredeyse aynı. Almanya’da evrensel edebiyat niteliklerine sahip muhteşem Türk yazarları (Zafer Şenocak, Akif Pirinçi, Emine Sevgi Özdamar ve daha niceleri) varken Hollanda’da neden sadece bir yazardan söz ediyoruz? Hollanda’da geniş çevreler tarafından kabul gören Faslı yazarlar varken, Türk grubu içerisinde bu oran hem nitelik hem de nicelik açısından çok düşük; bunun nedenleri nelerdir? Bu sorular hâlâ yanıt bekliyor. Diğer taraftan Türkçe okuma ve yazmayı özendirmek, hatta Hollandaca yazmayı özendirmek için neler yapılabilir? Bu ve benzeri soruları politik amaçlarla değil, edebî ve bilimsel kaygılarla tartışmaya en kısa zamanda açmalıyız. Lütfen Türkçe yazılan edebiyatla entegrasyon arasında bir ilişki arama sığlığından da vazgeçilsin. Hollanda’ya özgü bu hastalıktan kurtulalım artık.
**Kutlay Yağmur
BABYLON, Centre for Studies of Multilingualism in the Multicultural Society
Tilburg University. PO Box 90153,
5000 LE Tilburg
The Netherlands