Ermeni iftirasına Vatikan desteği!
| Ermeni iftirasına Vatikan desteği! |
| SALI, 25 Kasım 2008 11:11 |
|
Papazdan çirkin iftira Papalık Hristiyanlararası Birlik Kurulu Başkanı Kardinal Walter Kasper, Ermenistan Dışişleri Bakanı Edvard Nalbantyan’ın Türkiye’de bulunduğu sırada, “Ermeni soykırımının bir vakıa” olduğunu iddia etti. Kasper, Roma Katolik Kilisesi’nin lideri Papa 16. Benediktus’un dün Ermeni din adamlarını kabulünden önce Vatikan Radyosu’na verdiği demeçte, “Ermeni soykırımı bir vakıadır. Vatikan’ın bu konudaki tavrı, Papa 2. Jean Paul’ün Ermenistan ziyareti sırasında açıklanmıştır. Papa, oradaki soykırım anıtını ziyaret etmiş, Türklerin hoşuna gitmese de soykırım kelimesini kullanmıştır” görüşünü dile getirdi. Terim meselesi değil Sözde Ermeni soykırımının tarihi bir vaka olduğunu iddia eden Walter Kasper, “Bu acı hatıranın iyileştirilmesi gerekmektedir” dedi.
Yüz bulunca astarını istedi! İlişkiler ön koşulsuz normalleşmeli. Sınırlar açılmalı. Diasporayı etkilememiz beklenmemeli. Komisyon sorusu keyfini kaçırdı Karadeniz Ekonomik İşbirliği (KEİ) örgütü Dönem Başkanı sıfatıyla İstanbul’a gelen Ermenistan Dışişleri Bakanı Edward Nalbantyan, Türkiye’nin Ermeni diasporasının soykırım yalanının tanınmasına ilişkin faaliyetlerine son vermesi için telkinde bulunmayacaklarını söyledi. İstanbul’daki KEİ Sekretaryası’nı ziyaret eden Nalbantyan, düzenlendiği basın toplantısında, Türkiye-Ermenistan yakınlaşmasına ilişkin açıklamalarda bulundu. Sarkısyan da gelecek Sınırlar açık olmalı Patrikhane’ye de uğradı! Erivan’a büyükelçi atanacak |
Gurbetçi anne Kul, çocuklarını Gençlik Dairesi’nden kurtarmak için iki yıldır mücadele ediyor
GENÇLİK DAİRESİNİN EL KOYDUĞU ÇOCUKLARININ ALKOL VE SİGARAYA BAŞLADIĞINI VE KİLİSEYE GÖTÜRÜLDÜĞÜNÜ SÖYLEYEN ACILI ANNE “YAVRULARIMI KURTARIN” DİYOR.
DORTMUND (CİHAN) – Boşanma davasında kocasının ifadeleri sebebiyle iki çocuğunu gençlik dairesine kaptıran anne Yasemin Kul, çocuklarını geri almak için iki yıldır hukuk savaşı veriyor. Gençlik dairesinin el koyduğu çocuklarının alkol ve sigaraya başladığını ve kiliseye götürüldüğünü söyleyen acılı anne “yavrularımı kurtarın” diyor.
Alman Gençlik Dairesi, ülkenin kuzeyindeki Paderborn kentinde yaşayan Türk ailenin iki çocuğunu eşler arasındaki anlaşmazlığı gerekçe göstererek ellerinden aldı. 1965 Balıkesir doğumlu Yasemin Kul’un oğulları 13 yaşındaki Oğuzhan ve 10 yaşındaki Mustafa’yı gençlik dairesinden almak için 2006 yılından beri mücadelesi devam ediyor.
Eczacı asistanı Yasemin Kul’un dramatik hikayesi,1992 yılında Türkiye’den Metin Kul ile evlenmesiyle başlar. Almanya’ya yerleşen ve burada yaşamaya başlayan çiftin mutluluğu aynı evde kalan Yasemin Kul’un kızkardeşi sebebiyle bozulur. Yasemin Kul, kocası ile kızkardeşi arasındaki ilişki olduğu gerekçesiyle 1999 yılından sonra eşinden ayrı yaşamaya başlar. İki oğlunu ise yanına alır. 2000 yılındaki mahkemede hakim çocukların velayetini eşi Metin’in itirazlarına rağmen Yasemin Kul’a verir. 2002 yılında ise Metin Kul baldız Zeliha Özbayram’la evlenmek için boşanma davası açar. Bu davanın açılması ve dava sürecinde söylenen yalanlar sebebiyle çocuklarının elinden aldığını vurgulayan Yasemin Kul, “Boşanma davasında Metin, benim hakkımdaki önceki yalanlarını tekrar gündeme getirdi. Davaya bakan ilk hakim bu arada vefat etmişti. Yerine gelen yeni hakim farklı değerlendirme yaptı ve çocuklarımızın velayetini bizden aldı ve 2003 yılında gençlik dairesine verdi. 2002 yılından beri devam eden hukuk mücadelemize rağmen 2006 yılında çocuklarımız elimizden alınarak Paderborn gençlik dairesi tarafından Olsberg’deki çocuk yurduna teslim edildi.” dedi.
Paderborn Aile Mahkemesi’ne açtığı itiraz davasının reddinden sonra Hamm Eyalet Mahkemesi’ne itirazda bulunan Yasemin Kul, oğullarının önceki ve şimdiki durumlarını şöyle anlatıyor: “Zarar görmesin diye Gençlik Dairesi tarafından yurda alınan oğullarımın şu andaki durumları içler acısı. Liseye kaydını yaptıran Oğuzhan şimdi orta okul düzeyinde eğitim veren okula gidiyor. İçki ve sigaraya başladı ve uyuşturucudan söz etmeye başladı. Oğlum bana oralarda yapılan baskılara ancak böyle dayanabildiğini eve döndüğünde bu kötü alışkanlıklardan kurtulabileceğini söyledi. “
Çocuklarının velayetinin kendisine verilmemesi üzerine Yasemin Kul, iki oğlunu yuvadan kurtarmak için, babalarının yanında kalmasını da kabul eder. Fakat 2007 yılında başvurduğu mahkeme bu talebe de ret cevabı verir. Paderborn Aile Mahkemesi ile Hamm Eyalet mahkemesi kararlarıyla hukuk yolunun kapandığını söyleyen Yasemin Kul, “Her iki mahkemede de yanlış kararlar alındı. Olayı Federal Anayasa Mahkemesi’ne götüreceğiz. Oradan da bir sonuç alamazsam AİHM’e başvuracağım ama, ben zaman kaybetmek istemiyorum.” dedi.
ACILI ANNE, TÜRK MAKAMLARINDAN YARDIM BEKLİYOR
Çocuklarını alıncaya kadar mücadelesinin süreceğinin altını çizen dertli anne Yasemin Kul, Türk makamlarından yardım beklediğini söyledi. Yasemin Kul, “Başta Başbakanımız Tayyip Erdoğan olmak üzere bütün devlet yetkililerine sesleniyorum. Gençlik Dairesi haksız yere çocuklarımı benden kopardı. Yanlış karar ve uygulamalarla iki yıldır çocuklarımı kültürel köklerinden kopardılar. Kiliseye götürüyorlar. Türklüğünden utanmasını gerektiğini telkin ediyorlar. Çocuklarım asimile oluyor. Yetkililere sesleniyorum. Lütfen feryadımı duyun. Bana yardım edin. Özellikle başbakana güveniyor ve inanıyorum insanlık namına.” yardım talebinde bulundu.
Lippstadt LWL Westfälische Forensische Psikiyatri Bölümü Başhekim yardımcısı Dr. Turan Devrim, Olayı uzman olarak bir buçuk yıldır takip ettiğini belirtti. Yasemin Kul’un herhangi bir sağlık sorununun olmadığını ifade eden Devrim, “Genelde boşanma olaylarında anne ve baba aralarındaki çatışmalar çocuklara yansıyabiliyor. Bu olayda da aynı durum görüldü. Bunları suiistimal eden gençlik dairesi ise çocuklara el koydu. Genelde Almanya’da suç işleyenlerin yüzde 80′i bu yurtlarda kalmıştır. Buralarda kalan çocuklardan toplum yararlanamıyor ve sorunlu insan haline geliyorlar. Bu çocukların geleceği de öyle görünüyor. Çocuk önce alkol ve sigara kullanmaya başladı. Esrar kullanımı söz konusudur. Bu suç işleyen insanların genel bir özgeçmişidir. Burada yurtlar çocuklara büyük zarar veriyor. Ben Yasemin hanımı 1,5 yıldır tanıyor ve bir uzman olarak inceliyorum; psikolojik olarak herhangi bir sorunu yok. Tam tersine bir anne olarak bütün şartlarını yerine getiriyor.” diye açıklamada bulundu.
Annenin çocuklarına bakabilecek durumda olduğunun altını çizen Dr. Devrim, “En önemli olan şey annenin çocuklarına bakacak kadar sorumluluğa sahip olmasına rağmen mahkemelerin ve gençlik dairesinin çocukları almasıdır. Bunun çeşitli nedenleri var. Bunlardan bir tanesi kültürel durumlarını bilmemesidir. Boşanma olayını sıradan görmesidir. Bu konunun mahkemeler tarafından anlaşılmamasıdır.” diye konuştu.
“Şartlar oluştuğunda çocuklar eşlerden birisine verilecektir.” şeklinde açıklama yapan Dençlik Dairesi’nin açıklamasını değerlendiren Uzman Doktor Turan Devrim’in annenin çocuklarına bakabilecek durumdadır şeklinde raporu olmasına rağmen çocukların hala gençlik dairesinde tutulmasına bir anlam veremediğini söyledi. Devrim, “Burada yurtlar devletten temin ettikleri maddi çıkarları için, çocukları mümkün olduğunca uzun süre tutmak istiyor. Raporlarında bizde kalsın yönünde istekleri var. Olan ise anneye, çocuğa ve topluma oluyor.” şeklinde konuştu.
Kendisiyle görüştüğümüz Durdu Döner Prodüksüyon Backwaren şirketinde çalışan baba Metin Kul ise, baldızıyla beraber yaşadığını, ilişkisinde bir sakınca görmediğini ve suçsuz olduğunu söyledi.
KULA’DA KAYBOLAN DİLİN PEŞİNE DÜŞTÜK
Gön: Yeliz Ay
Karamanlıca ;karamanlı Türkçesi olarak bilinmektedir.Türkçenin ağzı olarak nitelendirilen bu dili Karamanlı ve kapodakyalı Ortadoks hırıstiyanlar konuşur diye bilinirdi.Bu dili Konuşan karamanlılar; bazılarına göre Türkleşmiş Rumlar bazılarına göre ise Selçuklular döneminde Bizans ile yakın ilişki sonucu Hırıstiyanlığı benimsemiş Türklerdi.Karamanlıca adı verilen kaybolan dilin, çoğunlukla Orta Anadolu’da kullanıldığı sanılmaktaydı.Fakat Bu durum Manisa’nın Kula İlçesinde de kullanıldığı ,Dr Ahmet Çelikkol tarafından yapılan araştırmaların sonucu ortaya koymaktadır. Türkiye’de dilbilimciler Özellikle Niğde-Ferke’de bu dilin yaygın olarak kullanıldığını ortaya koyarken,bu tez Manisa’nın Kula ilçesinde tespit edilen son bulgularla çürütülmüştür.Kula’da Karamanlıca’nın kullanıldığına ilişkin birinci delil,ilçede yaygın olarak hala yaşanılır durumda bulunan Rum evleridir.İkinci ve en önemli delil ise Yazar Evangelinos Misailidas’tır. Evangelinos 1820 yılında Manisa’nın Kula ilçesinde doğmuştur. Ona kısaca Karamanlı yazar da diyebiliriz.Şöyleki;anadili Türkçe olan ortadoks –Osmanlı vatandaşıdır. İrfanname adında Rumca Harfli Türkçe Bir eser yayımlar.Türkçe’nin Rum Harfleriyle,daha düzgün yazımı için noktalı harfleri içeren bir sistem geliştirir.Misailidis geliştirmiş olduğu bu sistemle 1851’de İstanbul’da yayımlamaya başladığı Anatoli gazetesi ile Karamanlıcanın Kökleşmesine büyük oranda katkıda bulunur.Dilbilimcilere göre Karamanlıca ;Rumca’dan çok Türkçeye ayak uydurmuştur.Siyasi açıdan yapılan en büyük tespit ise;Türkçeye daha yakın bir dil olması sebebiyle,Yunan yayılmacı etkilerinden ve ayrılıkçı hareketlerinden çok ,bir arada uyumlu yaşamanın otokontrol noktası olmuştur.Evangelinos’un Karamanlıca alfabesini bulması;Osmanlının son dönemlerinde de olsa Fikr-i Osmaniyi yaymakta olağanüstü başarı sağlar.Öyleki;Patrikhane dahi bu dilde din kitapları yazılmasına müsaade eder.Karamanlıcayı yazı dili haline getiren kişi olan Evangelinos Miailidis’in Kulalı olması Kula’daki Rumların da karamanlıca konuştuğunun en büyük delilidir.Osmanlı Belgelerinde Karamanlıca konuşan Rumlara;Zımniyan-ı Karaman yada Karamanian adı verilmiştir.Evangelinos Grek harfleri üzerinde bazı değişiklikler yaparak,Türkçe yayımlar yapmıştır.İzmir’de ilk açmış olduğu matbaası,bu amaca ilişkin olmak üzere büyük hizmetlerde bulunduğu gibi,Karamanlıca’nın günışığına çıkmasına vasıta olmuştur.18.Yüzyıldan itibaren de sadece Türkiye’de değil Avrupa’da da bu amaçlı kitaplar basılmıştır.Nitekim Fehmi Dinçer tarafından Karamanlıca ile yazılan kitapların bibliyografısı yayınlanmıştır.Bibliyografya da yerlan kitapların çoğunluğu evangolinos’un matbaası tarafından basılmıştır.Evangelinos’un aslında Türk edebiyatına en büyük katkısı ise 1992 yılında seyreyle dünyayı adıyla Türkçe olarak da basılan,temaşa-i dünya ve cefakar-u cefakeş adlı ,macera türündeki ilk roman olan Karaman Türkçesiyle ama Yunan Harfleriyle 1872 yılında yazmış olduğu kitaptır.
Manisa’nın Kula ilçesinde Karamanlıca yada karamadlika’nın bir zamanlar yaşadığına dair en büyük deliller yukarda sayılanlardan da ibaret değil.Karamanlıca Kula’da Mezar taşlarında,eski evlerin bir kısım yerlerine iliştirilmiş tabletteki yazılarla yaşamaya devam ediyor.Mesela Kula’da 26 ekim 1844 tarihli mezar taşında aynen şu ifade geçmektedir.Ya Rapı Harp?Ziyaret su mezarda Tefn olunan gıulun rahmetli Hatzi yaninin oğlu Mihail (Bekimunutna?) ya(tırıt?) Patışahlığında geltiyinde…..” Gördüğünüz gibi kullanılan dilin Türkçeye Yakınlığı okuyanı şaşırtmaktadır.Karamanlılar 1896 yılında İstanbul’da yazılan bir kitabın önsözünde de”Gerçek rum isek de Rumca bilmez,Türkçe söyleriz.Ne Türkçe Okur ne de Rumca Söyleriz.Öyle bir Mahlut-u hatt-ı tarikatımız vardır.Hurufumuz Yunanca ,Türkçe meram eyleriz”şeklinde yazmışlardır.
Bütün bu tespitlerden sonra Kula kaybolan dil bizde diye delilleriyle bütün tarihiyle,şimdiki zamana haykırıyor.Hepiniz Kaybolan dil gizemli ruhuyla,sizi Kula’ya çağırıyor.
Direnenleri iftiralarla zayıflatmak siyaseti!
| Arslan Bulut Yeniçağ 13.11.2008 |
|
Yaklaşık 15 yıl önce KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile görüşmüş ve üzerindeki Amerikan baskısına karşı ne yapacağını sormuştum. Amerikan baskısı, Türkiye’nin baskısına dönüşüyor ve Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Rauf Denktaş’ı taviz vermeye zorluyordu. Denktaş, Özal tarafından, 9 ülke liderinin katılacağı 9’lu zirve toplantısına katılmaya zorlanıyordu. Kamuoyu bu girişimi olumsuz karşılayınca bu defa öneri 4’lü zirveye dönüşmüştü. Bunları hatırlatarak Denktaş’a “Bu baskıları nasıl aşacaksınız?” diye sormuştum. Denktaş, “Direneceğiz” diye cevap vermiş ve Kıbrıs Türkleri olarak 400 yıldır nöbette olduklarını söylemişti. Denktaş, görevden ayrıldıktan sonra Talat Paşa Komitesi’nde Ermeni iddialarına karşı vaziyet aldı. Bu duruştan dolayı, Rauf Denktaş’ın adı da Ergenekon soruşturmasına karıştırıldı. Direnenleri iftiralarla zayıflatmak siyaseti! İşte yıllardan beri Türkiye’de yapılmak istenen tam da budur! Fakat direnenler, bu mücadeleden her zamanki gibi galip çıkacaktır. Kimsenin şüphesi olmasın! |
Ziya Gökalp ve İngiliz siyaseti
| Ahmet Bican Ercilasun
Yeniçağ Gazetesi 12.11.2008 |
|
1924 yılında kaybettiğimiz Ziya Gökalp’tan hâlâ öğreneceğimiz çok şey var. Onun 1922 yılında Küçük Mecmua’da İngilizler hakkında yazdığı yazılar sanki bugün için yazılmış gibi. Aşağıda bu yazılardan bazı parçaları alıntıladım. İngiliz yerine Amerikan kelimesini koyarsanız Gökalp’ın sanki bugünün Türklerine hitap ettiğini siz de fark edeceksiniz. |
DİRENİŞÇİLERİ TASFİYE!
|
Yeniçağ 13.11.2008
|
|
Teslimiyetçilerin KKTC’deki yeni tuzağı ortaya çıktı Kıbrıs teslimiyete gidiyor Haber: Macit SOYDAN
|
FRANSA
26 Rue des carmes
67100 Strasbourg
Tel : 03 88 84 84 47
press@cojep.com
fkarakaya@cojep.com
www.cojep.com
AVUSTRALYA
Tarih: 31/10/2008
KONSOLOSLUKLAR
E-Konsolosluk: http://www.trconsulate.net
T.C. Melburn Baskonsoloslugu
Level 8, 24 Albert Road, South Melbourne VIC 3205
Tel: 03 9696 6046
Fax: 03 9696 6104
“Cok Acil” durumlarda asagidaki telefon numaralarindan konsolosluğumuza ulasabilirsiniz.
FRANSA
26 Rue des carmes
67100 Strasbourg
Tel : 03 88 84 84 47
press@cojep.com
fkarakaya@cojep.com
www.cojep.com
DİE TAGESZEİTUNG: “TÜRKLER SEMTLERİNDE BİR İSTİKRAR UNSURUDURLAR”
BERLİN, 11/11 (BYE) — Tirajı günde 55 bin 988 olan sol eğilimli Die Tageszeitung’un 11 Kasım 2008 tarihli sayısında, Andreas Wyputta imzasıyla ve yukardaki başlık altında yayımlanan, Sosyolog Profesör Jürgen Friedrichs ile yapılan mülakatın çevirisi şöyledir:
—Sosyolog Jürgen Friedrichs Köln’de Yaptığı Bir Araştırmada Göçmenlerin Almanlarla Kıyaslandığında Kötü Yaşam Koşullarına Karşı Daha Dayanaklı Olduklarını Tespit Etti. Profesör Friedrichs, Sosyal Dairelerin Daha Çok Ailelere Yönelmelerini Talep Ediyor—
WYPUTTA: Sayın Friedrichs, siz Köln şehrinin problemli bir semti olan Vingst-Höhenberg semtinde bir araştırma yaptınız ve Türk göçmenlerin Almanlarla kıyaslandığında fakirlikle daha iyi başa çıkabildikleri sonucuna vardınız. Bu kanıya nasıl varabildiniz?
FRİEDRİCHS: Alman ve Türk semt sakinlerinin gündelik yaşamlarını izledik. Sonuç çok açık: Özellikle sosyal yardımdan faydalanan Almanların durumları kötü. Bu kesim izole olmuş durumda ve sağlıksız besleniyor, daha az misafir kabul ediyor ve Türk komşularına oranla –bunlar da devletin aktardığı parayla geçimlerini temin ediyorlar- daha az temiz evlerde yaşıyorlar.
WYPUTTA: Acaba neden Türk göçmenlerle Almanlar arasında bir ayrım yapmak ihtiyacı hissettiniz?
FRİEDRİCHS: Sosyal sorunların yaşandığı başka bölgelerde, Türklerin eşyalara zarar verme, çocuklarını dövme, genç yaşta hamile kalma ve hırsızlık gibi olaylara daha sert tepki gösterdiklerini tespit ettik. Bu nedenle ilk defa Almanlar ve Türkler olmak üzere bir ayrımda bulunduk. Vardığımız sonuçlar çok açık: Köln’ün Vingst semti Türkler sayesinde istikrarlı bir durumda. Ruhr bölgesi gibi birçok sorunlu bölgede de durum böyle olsa gerek.
WYPUTTA: Neden acaba? Göçmenlerin durumları maddi olarak daha mı iyi?
FRİEDRİCHS: Tam aksine. Araştırmada incelenen Alman ailelerden yüzde 56’sının kişi başına 1000 avronun üzerinde bir geliri vardı. Türk ailelerde ise bu oran sadece yüzde 20’lerdeydi.
WYPUTTA: Buna rağmen Almanlar daha mı çabuk havlu atıyorlar?
FRİEDRİCHS: Evet. Sosyal sorunların yaşandığı bölgelerdeki Almanlar genellikle işsizlik yardım parası alırken sosyal yardım almak durumuna düşmüş kişiler, yani sosyal bir düşüş yaşamış kişilerdir. Bu insanların sosyal çevreleri gitttikçe daralmaktadır, zira kimse düşüş yaşayan birisiyle temasta bulunmak istemiyor. Almanların bu durumda sosyal bir izolasyona maruz kaldıkları ve bundan kurtulabilme umutlarının olmadığı gözlemleniyor.
WYPUTTA: Peki Türk göçmenlerin durumları nedir?
FRİEDRİCHS: Bu kesimin Alman çoğulcu toplum modeliyle kıyaslanmaları mümkün değildir. Bunları değerlendirirken Türkiye’nin fakir doğu bölgeleri dikkate alınmalıdır, zira bu kesimin büyük bir çoğunluğu veya aileleri buradan gelmektedirler. Bu kesimin durumu Türkiye’nin doğusunda yaşayanlarla kıyaslandığında yaşam koşullarının iyi olduğundan söz edilebilir. Hatta bunların durumları sosyal yardım parası almalarına rağmen maddi anlamda Türkiye’deki akrabalarından ve buradaki düşük ücretle çaılşan diğer göçmenlerden daha da iyidir.
WYPUTTA: Siz Almanların duydukları hayal kırıklığının daha fazla olduğuna mı inanıyorsunuz?
FRİEDRİCHS: Evet, çok açık bir şekilde. Sosyal yardım alan Almanların eğitimlerine daha az önem verdikleri ve çocuklarının okuldan kaçmalarını tolere ettikleri biliniyor. Bunu bizim yaptığımız ve başka araştırmalardan da biliyoruz.
WYPUTTA: Buna rağmen sizin araştırmanızda Vingst-Höhenberg semtindeki hem Almanların hem de göçmenlerin iki misli daha haksızlığa uğramış durumda oldukları tespit ediliyor. Neden acaba?
FRİEDRİCHS: İnsanların gelir seviyeleri işsizlik parası veya sosyal yardımdan faydalanmasalar dahi düşük. Bu nedenle büyük bir çoğunluğu için taşınmak sözkonusu olamıyor. Ayrıca toplumca diskrimine ediliyorlar. Bunun da nedeni uyuşturucu ticaretinin ve suç oranının yüksek olduğu bir semtte oturmalarından kaynaklanıyor.
WYPUTTA: Peki ne yapılmalıdır?
FRİEDRİCHS: En önemlisi iş sahası açmaktır. 1 avro verilmek suretiyle adeta dalga geçilerek yapılan sömürmeyi tabi ki kastetmiyorum.
WYPUTTA: Düşük kalifikasyona sahip kişiler için yeni ve dolgun maaşlı işler nasıl bulunacak?
FRİEDRİCHS: En azından çocuklar zorunlu olarak işsizlikten etkilenmeyeceklerdir. Alman alt tabakasının daha eşit bir eğtim fırsatına ihtiyacı vardır. Bunun yanısra aile içi şiddetin sona ermesi gerekir. Göçmen aile evlerinde Almanca konuşulması lazım geliyor, aksi takdirde çocukların okuma becerileri azalacaktır. Bu nedenle gerek Alman, gerekse Türk ailelere yönelmek lazımdır. Ancak bu Federal Almanya’da bir tabudur. (BEBM/HU/YB)